Tek bir yangın, burjuva sınıfın onlarca gizemini nasıl da açığa çıkarıyor?
Beşiktaş'taki o dev binanın önünden defalarca geçtiniz, kim bilir?
İstanbul'un orta yerinde, Boğaz'a nazır bu tepede, gökyüzüne kara bir
mezar taşı gibi yükselen binanın içinde, herhalde bürolar, işyerleri
olduğunu düşündünüz, sadece bürolar bu kadar soğuk ve kişiliksiz
olabilirdi. Üstelik, dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip olsa
da, tek bir balkon, tek bir açık pencere göremezdiniz.
Sonra bir gün, bir yangın çıktı ve akıllı bina içindekileri kustu ve
1500 insanın bu binayı ev olarak kullandığı öğrenildi. Ama nasıl bir ev
hayatıydı ki bu, dünyanın en güzel manzarasını balkonsuz, açılmayan kara
camlar ardından izliyordu. Sahi, yangından kaçan tek bir çocuk gördünüz
mü o binada?
Cesetlere Yuvalar
Bir zamanlar, sermaye hükümetinin yanında, burjuva sınıfın toplumsal bir
rolü de vardı. Sergilemekten gurur duyduğu lüks yaşamıyla, ezilenlerin
yutkunarak ama sınıf atlama özlemiyle baktıkları bir rol modeli olma
işleviydi bu. Burjuvazi henüz, toplumun vazgeçilmez bir parçası olduğunu
ve sistemini de meşruiyetini savunabilecek olduğunu rahatlıkla ilan
edebiliyordu. Herkesin görebileceği bir yerde muhteşem köşkler, kapının
önünde dizili arabalar, çoluk çocuk mutlu bir aile görüntüsü; hepsi de
servete toplumsal saygı kazandırabilmek içindi.
Ama işlerin tersine dönmesi uzun sürmedi. Sermaye biriktikçe, sefalet
yayıldı, sınıf bilinci derinlik kazandı. Ve emekçiler artık servet
karşısında gıpta ve saygıyla değil, dişlerini gıcırdatarak durmaya
başladılar. İşler bu aşamaya varınca, burjuvazinin yaşam tarzı
sergilenen değil, saklanan oldu. Ve dahası, kendi varlık ve işlevinin
vazgeçilmezliğine kimseyi inandıramaz oldu. Burjuvazi kara bir mezar
taşı gibi yükselen rezidanslara taşındı, yeraltında kurulu
otoparklardaki kara camlı jiplere bindi ve ancak paparazzilerin
teleobjektifleriyle yaklaşabildikleri mekanlarda boy gösterdi.
Nasıl bir yaşam ki bu, balkonsuz kara camlar ardına gizlenmiş, gideceği
bankayı, marketi, mağazayı yine bu binaların içinde kurmuş ve de
çocuklardan uzak. Nasıl bir korkudur ki bu, hiçbir yerde hiçbir adımda
başka sınıfın insanlarıyla yan yana gelmeme gayretkeşliğine milyonlar
harcanır. Kuşku yok, o kara camlı balkonsuz binaların içinde burjuvazi,
kimseye göstermek istemediği bir yaşam sürüyor: Çürümüşlüğün, fuhuşun,
suçun ve işret çukurunun dibinde eşelenen bir yaşam.
Burjuvazinin Gizli İğrençliği...
Garsoniyer denirdi eskiden; burjuvazinin örnek aile yaşamı dışında,
gönlünce işrete gömülebileceği ikinci bir ev açardı kendine. Bir
yangınla ortaya çıktı ki, İstanbul'da böyle yüzlerce rezidansla seri
üretim garsoniyer hizmeti veriliyor.
Pek saygın burjuvaların pek övülen akıllı yatırımlarıyla. Bir zamanlar
Manukyan vardı, genelev patroniçesi, vergi rekortmeni, herkes ne iş
yaptığını bilirdi, o da kendini saklamaz; “Vergimi veriyorum” derdi.
Şimdi, en saygın burjuvalar rahmetlinin işini, en lüks mekanlara, dev
binalara taşımış.
Ama burjuvaziye karşı ahlaki suçlamalar kısırdır her zaman. Servetleri
biriktikçe çürüyorlar, korkuyorlar, hepsi bu. “Varoşlardan gelip
boğazımızı kesecekler” demişti Sakıp Sabancı. Bu sınıf korkusu, tank
gibi ipler, elektrikli tellerle çevrili siteler, balkonsuz, camsız
akıllı binalar yarattı. Toplumdan yabancılaşan, varlığını, işlevini
vazgeçilmez gösterebilme umudu kalmayan; varoluşsal sorunlara gömüldükçe
yaşamını ancak aşırı uçlarda tatmin edebilen bir sınıf bu. İspanyol
asıllı Fransız yönetmen Luis Bunuel, 1972'de “Burjuvazinin Gizli
Çekiciliği” filminde, derdi zoru karnını doyurmak olan üç zengin ailenin
mekanlara sığmaz açgözlülüğünü hicvetmişti. Şimdi, mekanlara hapsolmuş
bir iğrençlik ve korkunun filmini olsa olsa Hitchcock çekebilir.
Akıllı Binanın Kustuğu Yaşamlar
15 Ağustos 2012 Çarşamba
Gönderen
proleterdevrim
zaman:
07:29
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder