Kürtlerle barış, burjuvaziyle savaş!

27 Ağustos 2010 Cuma

ALP ALTINÖRS




Faşist kalabalıklar İnegöl'de, Dörtyol'da Türk halkının onurunu yerlerde süründürdüler. Halkımızın alnına 'linç' zorbalığının gölgesini düşürdüler.



Mutlaka dikkatinizi çekmiştir, Kürt vatandaşlarımızın dükkanlarını yakanların, mahallelerine saldıranların büyük kısmı işçi, işsiz ve yoksul Türklerden oluşuyordu. Faşizm, yoksulluğun o ağır bunalımını Kürtlerin üzerine salmaya çalışıyor.



Rusya'da 1900'lerin başında işçi sınıfı devrime yönelmesin diye, ne zaman bir kriz çıksa, Çarlık, Yahudi kırımları (pogromlar) düzenlerdi. Yoksulluktan bunalan Rus yığınlara 'yoksulluğun sebebi' olarak Yahudileri gösterir ve linç ettirirdi. Bugün Almanya'da, en alttakiler, dışlananlar, yoksullar neo-Nazi hareketlerince örgütleniyor, “Dışarıdan gelip ekmeğimizi çaldılar” denerek göçmen Türklerin üzerine saldırtılıyor.



Burjuvazi çok iyi biliyor ki, Yahudi kardeşini katleden Rus işçisi, Türk kardeşini katleden Alman işçisi veya Kürt kardeşini katleden Türk işçisi onun hizmetindedir. Öfkesi, kini, hesap sorma güdüsü kendi kardeşine yöneltilmiştir. Burjuvaziye zararı dokunmaz!



Yağma ve linç, yükselen Kürt ulusal demokratik taleplerini ezmek amaçlıdır. Aynı yağma ve linç, kriz koşullarında biriken sınıfsal öfkeyi karşıdevrimci amaçlara seferber etmek içindir. İşte böyle yönetiyorlar! Bizi böyle aldatıyorlar!



Batı illerine göç eden ve buralarda tutunmaya çalışan Kürt nüfus, ırkçılığın ana hedefidir. 50 yıl önce Rumlara yapılan yağma ve linç saldırısı, şimdi Kürtlere yöneltiliyor. Artık sorun 'uzaktaki' bir halka düşmanlığın çok ötesindedir. Aynı kasabada yaşadığı, aynı işyerinde çalıştığı, aynı sokakta dükkan açtığı insanlara düşmanlık düzeyine vardırılmıştır. İşçi sınıfının da ulusal aidiyetler temelinde kamplaşması düzeyine varmıştır.



Artık ayaklarını frenden çekmelerine ramak kaldı. İnegöl ve Dörtyol'la birlikte; artık iç savaşın eşiğindeyiz. Burjuvazi ve faşizm, iktidarını sağlama almak için, işçilerin ve yoksulların iç savaşını örgütlüyor.



Peki devrimciler? Biz neyi örgütleyeceğiz? Sorunun etrafından dolanmaya, yokmuş gibi davranmaya mı çalışacağız? “Antiemperyalizm”, “devrim”, “sosyalizm” amaçlarımızın öznesi olan sınıf ikiye bölünmüş ve birbiriyle çatıştırılıyor! Bu sorunu çözmeden nasıl ilerleyebiliriz? Toplumsal mücadeleyi nasıl atılıma geçirebiliriz?



Öyleyse biz devrimciler, “halkların barışını” örgütleyeceğiz. Türk ve Kürt işçilerin, yoksulların, ezilenlerin kucaklaşmasını sağlayacağız. Bunun anlamı, her şeyden önce, Türk halkının, Türk işçisinin, Türk emekçisinin Kürt sorununda aydınlatılması, burjuvazinin yalanlarının etkisinden kurtarılması ve savaş konusundaki tutumunun değiştirilmesi demektir. Türk halkı, Kürt ulusal demokratik taleplerini destekleyen bir tutuma çekildiğinde, öfkesi de kardeşine değil, sınıf düşmanına yönelecektir. Sınıf mücadelesinin önünün açılması demektir bu.



Batı'daki işçi sınıfı ve ezilenler açısından barış mücadelesi; Türk şovenizmine karşı mücadele demektir... Kürt emekçileriyle sınıfsal kucaklaşma demektir... Devletin örgütlemekte olduğu 'yoksulların iç savaşı'nın boşa çıkarılması demektir... Sınıf mücadelesinin önündeki engellerin kaldırılması demektir.



Buna herkesten önce ihtiyacı olan, en ağır yaşam koşulları altında sömürülen Türk işçisidir. Türk işçisi, burjuvazinin ona 'sunduğu' üstünlük yalanını, ezen ulus psikolojisini yırtıp atmadan, Kürt halkıyla tam hak eşitliğini kabul etmeden, gerçek kurtuluşu için kavgaya girişme bilincine ulaşamayacaktır.



Biz, Türk halkının devrimci evlatları olarak, Kürt halkıyla barışı ve kucaklaşmayı örgütlemeyi, öncelikli görevimiz saymalıyız. Türk işçisi, sadece dayanışma için değil, kendi kurtuluşunu hazırlamak için de barışa ihtiyaç duyuyor.



Emperyalist Paylaşım Savaşı'nda, Rusya'yla savaşan Almanya'nın işçilerine “Düşmanımız Doğu'da değil, Berlin'de” diye haykırmaya cesaret eden Rosa Luksemburg'un izinden yürümeliyiz. Kürt halkıyla demokratik barış bilincinin gelişimi, Ankara'yla, işçileri de Kürtleri de ezen burjuva iktidarıyla savaşım imkanlarını da geliştirecektir.



Bu yüzden, oğlunun ne uğruna yaşamını yitirdiğini sorgulayan her asker annesi, bu yalan savaşa gitmeyi reddeden her genç, hep yoksulların öldüğü bu savaşa karşı sesini yükselten her Türk emekçisi, kaynakların savaşa aktarılmasını reddeden her sendika, halkların barışını bir adım daha yaklaştırırken, Türk emekçisinin kurtuluşunun imkanlarını da artırmaktadır.

0 yorum: